Yazan: Ken'an Rifâî

Sohbetler (Aralık 2016 – Ocak 2017)

Münîre Hanımefendi: –  “Efendim, dikkat ediyorum her akşam Aziz Efendi’nin ellerinden, damlayacak kadar ter sızıyor.” – “O ki, efendiliği tasdik edilmiş, eline diploması verilmiş ve ‘Hürsün!’ denilmiş bir kimse iken kemâliyle edebini muhafaza eder; o kadar ki, yüzünün terini sileceği vakit başını hırkasının içine saklar. Benimle Medine’ye giderken, herkes trende sıcaktan ıslak yerlere yatardı. O […]

Sohbetler (Kasım 2016)

Nefsi kirlerinden arıtan, ancak sıdk ve ihlâstır. İhlâs, her bir umurunu Allah için yapmaktır. Her yaptığın işte, karşında Allah’ı görmezsen ihlâsta bulunmuş olmazsın. (Ken’an Rifâî, Sohbetler, Kubbealtı Neşriyâtı, 2000, s. 171) *** Biz ne isteriz de sen vermezsin? Senin için güçlük yok. Nur ve zulmet, akşam ve sabah da yok… Yâ Rabbî bizden murâdın ne ise bize onu […]

Sohbetler (Ekim 2016)

Söz dinlememesiyle yanlış yolda gidip servetini, malını ve mülkünü kaybetmiş birisinden bahsediliyordu. Sabîha Hanımefendi bu kimse hakkında duâ ricasında bulununca: – “Ateş düştüğü yeri yakar. Hakkı ne ise onu bulur. Çünkü Allah Rabbül-âlemîndir. Allah îmânını kurtarsın. Lûtuf odur işte!” (Ken’an Rifâî, Sohbetler, Kubbealtı Neşriyâtı, 2000, s. 242) ***** Güneş doğunca idâre kandiline lüzum kalmaz, buyrulmuştu. […]

Sohbetler (Eylül 2016)

Bir kimseyi asrın allâmesi de görsen, onun zâhirde olan ilim ve mârifetine bakmayıp Allah’la ve halk ile olan ahdine vefa edip etmediğine bak. Çünkü ilim, kabuk gibidir; ahde vefa etmek de o ilmin özüdür. (Ken’an Rifâî, Sohbetler, Kubbealtı Neşriyâtı, 2000, s. 451) ***** Vefakâr olmaktan konuşulurken, söz, Erenköyü’nde yaz mevsimini içinde geçirdiğimiz Doktor Suphi Neş’et […]

HEP HAK OLDU CÜMLE ÂLEM…

Sen zannedersin ki Hakk’ın vücûdundan başka bir vücut vardır. Halbuki vücut birdir. O da, Hak’tır. O “nûr-ı münbasit”e erip kemâlini bulunca, o vakit hakîkat sana âşikâr olur, kendini gösterir. Ve: Gitti kesret, geldi vahdet, oldu halvet dost ile Hep Hak oldu cümle âlem, şehr ü bâzar kalmadı âşikâr olur. İşte tevhîd ehlinin nazariyesi budur. O […]

HER ZERREDE O…

(…) Bir âyette buyruluyor ki: “Benim yarattığım şeyde tefâvüt göremezsin.” yetin zâhirî mânâsı bu. Fakat her âyette nice âlemler vardır. Yâni, şerif olsun, denî olsun, câhil olsun, âlim olsun, kâfir, mü’min, âlî olsun, talî olsun, her zerrede, mevcûdatın her zerresinde Cenâb-ı Hak, cüz’î veya küllî esmâsiyle tecellî etmiştir. Bu ne büyük bir söz, ne büyük […]

İNCİNME, İNCİTME…

İlm ile âmâl ile hâsıl olur kalb-i selim Hakk’ı tevhîd eylemektir cümle ilmin gayesi Ama bu ilimden maksat, zâhir ilimler değildir. Kendini bilmek, yokluğunu görmek ve Hakk’ı tevhîd eylemek ilmidir. İşte ilmin gayesi budur. Tevhidden maksat da, her yapılan şeyi Allah’tan bilmektir. Amele gelince: İstikâmettir bütün âmâlin hep gayesi Hep fenâ-yı halkladır tevhid bakâ-yı Hak’ladır […]

İNSAN NE EDERSE KENDİNE EDER

O kimse ki kelime-i tevhidin mânâsını hâl eder, yaşar ve ona göre hareket eder, Allah’tan başka fâil, Allah’tan başka mevcut yoktur demek suretiyle fâilin ve mevcudun Hak olduğunu bilirse, can, cânan olmuş olur. O kimse, her mevcudun Cenâb-ı Hakk’a bir mâzhar olduğunu görürse ondan Hak görünür. İşte ilim ve irfan budur. İrfan sahibi, mârifet sahibi […]

ELBİSENİ ÇİRKEFTEN TEMİZLE!

Şâzelî Hazretleri bir gece uykuda iken Resûlullah Efendimizi görür. Resûlullah kendisine der ki: “Yâ Şâzelî, elbiseni çirkeften temizle. Tâ ki her nefeste Allah’ın ihsan ve desteği senin ile olsun.” “Yâ Resûlallah, nasıl elbise deyince?” buyurulur ki: “Allah sana beş hil’at vermiştir. Bunların birincisi, muhabbet hil’ati, ikincisi tevhîd hil’ati, üçüncüsü mârifet, dördüncüsü îman, beşincisi İslâm’dır. Allah’ı […]

TEVHİD, YİNE TEVHİD…

Muhiddîn-i Arabî Hazretleri “Tevhîdin hakîkati sükûttur” buyurmuşlardır. Tarîkattan maksat da edeptir. Hele îtiraz, tarîkatin en büyük düşmanıdır. Yine Muhiddîn-i Arabî Hazretleri öyle buyurur: “Lisânı tutmak her şeyden iyidir. Fakat anlamak, itmînan hâsıl etmek, yâni emin olmak kanaat getirmek için sormak başka.” (Ken’an Rifâî, Sohbetler, Kubbealtı Neşriyatı, İstanbul, 2000, s. 509) *** – Edep ne demektir? […]