İnsan-ı Kâmil’in Nûru

Hazreti Mevlânâ’nın Şeb-i Arûs’unu, yani düğün gecesini idrak edeceğimiz 17 Aralık günü ülkemiz büyük çalkantılara sahne oldu. Neyin ne olduğu henüz ortaya çıkmadı fakat ülke maddî-mânevî büyük kayıplar yaşadı. Tüm bu olanlardan içim o kadar sıkıldı ki, Hazret bana ne der diye Cemâlnur Hocamız’ın da sıklıkla yaptıkları gibi Mesnevî-i Şerif’e sığındım. Rastgele açtığım sayfada özetle şöyle diyordu Hakk’ın sevgilisi:

“Peygamber gelene kadar kötü ile iyinin farkı görülmezdi. Fakat o geldikten sonra hak bâtıldan ayrıldı. İyi ile kötü ayan beyan ortaya çıktı. Kıyamet gününde de bu olacaktır, hak ve bâtıl ortaya çıkacak, birbirinden ayrılacaktır. O yüzden o zamana Kıyamet ‘günü’ denilir. Gündüz velilerin sırrıdır. Bildiğiniz gündüz, onların ay gibi parlak gönüllerine göre gölgeden ibarettir. Gerçek gün İnsan-ı Kâmil’in nûruyla aydınlanır.”

Ben yaşadığımız toprakların kutsallığına inanıyorum. Gerçi dünyanın her köşesi kutsaldır fakat ülkemiz topraklarının özel bir durumu vardır. Hz. Harakânî’den başlayarak medeniyetimizin bu topraklara yerleşmesi hep mânevî adımlarla gerçekleşmiştir. Vatan topraklarının her karışı Allah sevgililerine kucak açmıştır. Hz. Peygamber’in duasını almak isteyen Hz. Ebâ Eyyub el-Ensârî’den başlayarak birçok Allah dostu Anadolu topraklarında sırlanmıştır. Hatta ondan da önce, Hz. İbrahim, Hz. Yûşâ, Hz. Zülkifl, Hz. Nuh, Hz. İlyas, Hz. Hârun ve nefs-i sâfiyenin nâdir sahiplerinden Hz. Meryem bu toprakları teşrîf etmişlerdir.

Hz. Bâhâeddin Veled de oğluyla diyar diyar gezdikten sonra Konya’yı lâalettayin seçmemiştir. Hz. Mevlânâ tevellüt itibarı ile Belhî’dir, belki ama kemâl itibarı ile Rûmî’dir, Anadoluludur.

Mânevî önemi bu denli büyük olan bu topraklar medeniyet sahnesinde de çok büyük önem arz etmektedir. Belki geçtiğimiz yüzyıl boyunca bunun tersine inandırıldık, özgüvenimiz, itibarımız incitilmeye çalışıldı, kısmen de başarılı olundu fakat artık sahne değişmeye başladı. Tarihini bilen, potansiyelinin farkında, geleceğe büyük umutlarla bakan, en önemlisi de mâneviyâtı giderek yükselen genç bir toplum olmaya başlıyoruz.

Büyük değişikliklere şâhit oluyoruz. Bununla beraber birçok yerde hak ve bâtıl biribirine karışıyor.

Hz. Mevlânâ’nın nûrundan bir nebze gördük diyelim. Belki biraz gözlerimiz kamaştı ama aydınlığa alışınca inşaallah hak ve bâtılı biribirinden seçmiş olacağız. Allah bu millete zevâl vermesin.

The following two tabs change content below.
Hüseyin Gökhan

Hüseyin Gökhan

1976'da İstanbul'da doğmuşum. Kimya mühendisliğinden mezun olduktan sonra doktora öğrenimimi görmek üzere Amerika'ya gittim. Tasavvufla ilk tanışmam, New York'ta yaşayan hocam Ferihe Cerrahi Hanımefendi sayesinde oldu. Türkiye'ye döndükten sonra kendileri beni Cemalnur Sargut Hanımefendi'ye teslim ettiler. Bu değerli hanımefendilerin öğrencisi olabilmeyi hayatımdaki en büyük kazanç olarak görüyorum. İslam'ı doğru anlamanın yolunun Hz. Muhammed'i tanımaya çalışmak olduğunu, bunun için de bir mürşidin sohbetinde olmanın gerektiğini düşünüyorum. Talebe olmaktan aldığım zevki Her Nefes dergisinde yazdığım yazılarımla paylaşmaya gayret ediyorum.
Hüseyin Gökhan

Son Yazıları: Hüseyin Gökhan (Profiline git)

0 yorumlar

Yorumla

Yorum yapmak ister misiniz?
Gelişmemizde katkınız olsun.

Bir Yorum Yazın