Hak Ziyâsı

“Ey Hak âşığı Hüsâmeddîn, sen öyle bir ersin ki Mesnevî,

senin nûrunla ayı bile geçti, aydan bile parlak bir hâle geldi.”

 

Hz.  Mevlânâ

 

Asırlardır insanlığı kendine çekmiş bir ulu deniz Hz. Mevlânâ. Herkes onu kendinden bilmiş, her meşrep kendine yakın bulmuş. Bugüne kadar kalemler kurumuş, denizler mürekkep olup tükenmiş ama yine de anlatmaya yetmemiş o mübârek insan-ı kâmili. Oysa o, kendini sorana şöyle buyurmuş:

 

Yaşadığım sürece, Kur’an’ın kölesiyim,

Muhammed Mustafa’nın yolunun ben tozuyum,

Kim benden naklederse buna aykırı bir söz!

Ondan da, o sözden de bilin şikâyetçiyim!

 

Hz. Pîr, yolunu tarîk-i Muhammedî ve sebeb-i varlığını aşk-ı ilâhî olarak ortaya koymuş bir büyük sultan… Bende-i Kur’an…

Bir de kıymetlileri var. Karşısında Hakk’ın tecellîsini seyretmekten zevk duyduğu gönlünün yakinleri… Başka kâmil ruhlar…

“Keşşâf’ül Kur’an” olarak nitelendirdiği Mesnevî’si gönül imbiğinden 26.000 beyit olarak dökülürken, kendisine hemdem olan ve kalemi tutan hele bir kıymetlisi var ki yanında, huzûr-u Pîr’e girerken hemen sağ tarafta karşılar sizi. Makamı üzerinde “ Mevlânâ’nın Kâtibi” yazar, benim de içim sızlar.

Çelebi Hüsamed^din Hazretleri’ni salt bir “kâtip” olarak tanıtmak nasıl bir nasibsizliktir?

Oysa orijinal sandukasının başında “Burası şeyhler şeyhinin, âriflerin uydukları zâtın, hidâyet ve yakıyn imamının, arş hazinelerinin anahtarı, yeryüzü definelerinin emini, zamanın Cüneydi, devrin Bâyazid’i olan faziletler sahibi, Tanrı ışığı Hasan oğlu Ahî Türk diye tanınmış Muhammed’in oğlu Hüsâmeddin Hasan’ın türbesidir” diye nakşolunan kitâbe bu mübârek sultanın mânâsını az da olsa târife kiyâfet etmiş belli ki.

 

O, devrin ileri gelenlerinden birinin oğlu iken tüm servetine yüz çevirmiş, kendilerinin irşad halkasında en özel yerlerden birine, iltifat ve muhabbetlerine mazhar olmuş bir ulu velidir. Dergâh-ı Pîr’de önemli hizmetlerde bulunmuş, Hz. Pîr kendisini halîfe tayin ettiğini cümleye ilân etmişken yine de Hazret, âlem-i bekâ’ya göçtükten hemen sonra -oğlu olması hasebiyle- Hz. Sultan Veled’e postu teslim etmiş bir hiçlik sultanıdır.

 

Lâkin, bir başka Allah eri olan Sultan Veled Hazretleri’nin zâtının önünde baş kesmesiyle on yıl posta geçmiş ve hilâfetinde Mevlevîlik yolunu tesis etmiş gerçek “Hak Ziyâsı”dır.

 

Allah, Mesnevî’nin yazılmasında onun ricâsını vesile kılmıştır. Öyle gizli bir hazinedir ki o, Hz. Pîr onunla rahatlar, coşar, hakikat ilminden sırları paylaşırmış. “Can memesinin sütünü emen”, emdikçe daha çok süt gelmesini sağlayan yine de susuzluğu geçmeyenmiş o.  Hz. Pir,

 

“Dinleyen susuz ve arayıcı olursa, va’z eden ölü bile olsa söyler.

Dinleyen yeni gelmiş ve usanmamış olursa dilsiz bile, sözde bülbül kesilir.”

 

diyerek Çelebi Hüsâmeddin Hazretleri’nin Mesnevî’ye olan katkısını kalem tutan bir elden çok öteye taşımış ve Mesnevî’sinde hitap buyurmuş:

 

Çelebi Hüsâmeddîn, âriflerin muktedâsı, hidâyet ve yakîn ehlinin imâmı, kalb ve akıl sâhiblerinin emîni, âcizlerin imdâdına yetişen bir kâmil şeyh ve bir mükemmel mürşiddir.

Çelebi Hüsâmeddîn mahlûkat arasında Allah’ın emânetidir.

İnsanlar içinde Allah’ın güzîdesidir.

Allah’ın Resûl-i Ekreme tavsiye eylediği muhterem şahsiyetlerdendir.

Kıymet ve şânını, ümmetin içindeki tertemiz kullarından gizlediği kişidir.

Çelebî Hüsâmeddîn, arş hazînelerinin anahtarı, yeryüzü defînelerinin emîni, zâhirî ve bâtınî fazîletlerin sâhibi olan Ahî Türk oğlu diye tanınan, Hakk’ın ve dînin keskin kılıcı, Hasan oğlu Muhammed’in oğlu Hasan’dır.

Çelebî Hüsâmeddîn vaktin Bâyezîd’i, zamanının Cüneyd’i, sıddîk oğlu sıddîk oğlu sıddîkdır.

Allah ondan da, atalarından da râzı olsun.

 

Hz. Pîr’in sınırsız hazinesinden 26.000 beyitin dökülmesine vesile olan, tarîk-i Mevlevî’yi kurarak bizlere kadar taşıyan, Hz. Pîr’in deyimiyle Hakk dininin Husamı, Hakk nûru ve hâle ziyâsı…

 

Ey Hüsammeddin Çelebi Hazretleri!

Çeşme-i feyzlerinizden bizi de nasiplendirmeniz niyâzıyla…

The following two tabs change content below.
Emine Ebru

Emine Ebru

Orta halli, sıradan bir Türk ailesinin yine orta halli, sıradan çocuğu olarak yetişmiş bu fakir. Hayatının ilk 30 yılını gayretiyle dünyada mekan kurmaya harcamış; akıllı insan olmayı, hayırlı evlat olmayı, iyi okullarda okuyup kariyer yapmayı bir de kendini çocuklarına feda eden türden anneliği en ala hayat sanmış. Dünyayı kontrol edebileceğini sanmış, edemediğini gördüğü her anda da yaygarayı basmış. Sonra bir el öpmüş ve yıllarca kurduğu kumdan kaleleri yıkılıvermiş. Bütün kavramlar, bütün renkler, iyiler kötüler birbirine karışmış BİR olmuş. Artık varlık iddiasını yok etmeye, nefsine galip gelmeye ve aklı bu sefer gönlüyle bulmaya çalışıyor. Kul olmaya çalışıyor. Her an hata yapmaya devam ediyor, edeceğini de biliyor ama en azından niyetlerini ve tevbelerini temiz tutmaya çalışıyor.
0 yorumlar

Yorumla

Yorum yapmak ister misiniz?
Gelişmemizde katkınız olsun.

Bir Yorum Yazın