Yazılar

Editörden (Temmuz-Ağustos-Eylül 2018)

Merhabalar Her Nefes Dostlarımız,

 

Temmuz-Ağustos-Eylül 2018 sayımızda Üsküdar Üniversitesi Tasavvuf Araştırmaları Enstitüsü’nün Kerim Vakfı’nın desteğiyle 9-11 Mart 2018 tarihlerinde organize ettiği I. Uluslararası Tasavvuf Araştırmaları Lisansüstü Öğrenci Sempozyumu’nda sunulan bildirilerin dergimiz için hazırlanan özetlerini yayınlamaya devam ediyoruz. Buna ek olarak, vazgeçilemez konumuz “Allah aşkı ve hayatımızda tasavvuf”, dergimizdeki yerini korumaya devam ediyor.

 

Ramazân-ı Şerif’in bereketinden Kurban Bayramı’nın lûtfuna yöneldiğimiz bugünlerde, temennimiz Ramazân-ı Şerif’te Rabbimizin lûfettiği sınırsız bereketten, Kurban Bayramı’nda nefislerimizden geçerek Rabbimize kul olma nimetine O’nun istediği gibi ilerleyebilmektir. Bugünlerin kıymetini bilelim inşaallah.

 

15 Temmuz Demokrasi ve Milli Birlik Gününü ve 30 Ağustos Zafer Bayramını da içine alan bugünlerde, vatan müdâfaası yolunda, bu millet ve memleket için canını hiçe sayıp şehâdet şerbetini içmiş tüm şehitlerimizi de rahmetle, sevgiyle ve saygıyla anıyoruz.

 

Onlar, vatan müdâfaası için şehâdet şerbetini içerken, hem bu ülkenin münbit toprağında yetişen insanımızın cesâretini hem de “önce vatan!” diyerek kişisel çıkar ve benliklerin ötesine geçmek sûretiyle vatan uğruna kurban olmanın hakikatini bizlere gösterdiler. Allah bizleri kahraman ceddimize lâyık kılsın. İnşaallah haklarını bizlere helâl etsinler; zîra onlar canlarını bizler için verdiler. İnşaallah bizler de –inşaallah- helâl ettikleri emânetlerine onlar kadar sahip çıkabilelim.

 

Bugünlerin ruhumuza rahmet, gönlümüze bereket ve hizmet aşkı olması temennisi ile eksiklikleri bizlere, güzellikleri her şeyin sahibine ait olarak, mütevâzı sayımızı sizlere sunuyoruz. Hoşgeldiniz.

 

Sohbetler (Temmuz-Ağustos-Eylül 2018)

 

– “Bütün bu görünen kesret, hakikatte vahdettir. Harem-i Şerif’te binlerce insan bulunur, kimi namaz kılar, kimi zikreder, kimi Kur’an okur, kimi salât ü selâm getirir, kimi yâ Resûlallah! diye nida eder. Fakat bu seslerin bir araya gelmesinden hâsıl olan sadâ, bir Hû sesidir.

Hep Hû duyulan cümlesi bir hoşça sadadır. Amma ne nevadır. Bütün renklerin birleşmesinden beyaz renk zuhur ettiği gibi, bütün seslerin birleşmesinden hâsıl olan sadâ da Hû sesidir!”

 

Kenan Rifâî, Sohbetler, İstanbul: Kubbealtı Neşriyâtı, 2000, s. 35.

 

*****

Sûret ve mânâ hakkında konuşulurken:

– “Kırk sene dervişlik etmiş bir kimseye: Bir müşkülünüz varsa buyurun sorun! demiştim. O da sual olarak, tesbihi çekerken nasıl tutmak lâzım geldiğini, düz tutulursa Sırat’ın kolay geçileceğini ve daha buna benzer çeşit çeşit sualler sordu.

Tesbihle Sıratın alâkası ne? İster yukarı tut, ister aşağı… hiçbirinin fâidesi de yok zararı da.

Sen kendine bak, kendini doğru tut. Bu kâfidir.

Sırat, tesbihin suretiyle değil, mânâsıyle alâkalıdır. Tesbih demek, Allah’ı tenzih etmek, birlemek demektir; bunu yapabiliyor musun?”

 

Kenan Rifâî, Sohbetler, İstanbul: Kubbealtı Neşriyâtı, 2000, s. 38.

 

******

  • İki defa doğmayan melekût ve semâvattan ileri geçmez, deniyor. İkinci doğuştan maksat, ihtiyârî ölüm değil midir?
  • “Birinci doğuş, cümlenin malûmudur: Anadan doğmak. İkinci doğuş ise ihtiyârî ölümdür. Yoksa tabiî ölümle ölen kimse, tabiat anasından ikinci defa doğmuş olmaz. Tabiî ölümle ölenler ekseriya anâsırda kalır, ileri geçemezler. Hadîs-i şerîfde de: İrâdenle öl, saadetle hayat bul! buyuruluyor.”

 

Kenan Rifâî, Sohbetler, İstanbul: Kubbealtı Neşriyâtı, 2000, s. 39.

 

Sohbetler (Kasım 2016)

Nefsi kirlerinden arıtan, ancak sıdk ve ihlâstır. İhlâs, her bir umurunu Allah için yapmaktır. Her yaptığın işte, karşında Allah’ı görmezsen ihlâsta bulunmuş olmazsın.

(Ken’an Rifâî, Sohbetler, Kubbealtı Neşriyâtı, 2000, s. 171)

***

Biz ne isteriz de sen vermezsin? Senin için güçlük yok. Nur ve zulmet, akşam ve sabah da yok… Yâ Rabbî bizden murâdın ne ise bize onu müyesser eyle… o murâdın kullarında ihlâs ve safâ ve ahidlerinde sıdk ve vefâdır, ondan ayırma!

Bizi senin benliğine benliksiz eriştir ki sıfatınla sıfatlanalım. Bizi bizsiz senden sana ulaştır ve şükrün yolunu bize müyesser et ki tâat ve hizmette seninle olalım.

İlâhî, yüzümüzü îman ve İslâm kıblesinden, ayağımızı tevhîd ve îkan yolundan ayırma. Yâ Rabbî, bizi senin murâd ettiğin doğru yolda eyle. İlâhî, hıfzınla iffet, aşkınla gınâ ve devlet ihsan et ve hidâyete erdirdikten sonra dâllîn ve mağdûbînden eyleme.

(Ken’an Rifâî, Sohbetler, Kubbealtı Neşriyâtı, 2000, s. 173)

***

  Elverir ki kerîmlerin eteğine sıdk ile yapışasın, kendi bildiğinden geçip onun bildiğine sıdk ile sarılasın.” 

Sabîha Hanımefendi:

  Sahibin lutfuna kalmış bir iş… Çalışmakla olmuyor ki….

  Peki ama, hazırlanmış, pişmiş ve önüne gelmiş bir yemeği bile elini uzatıp alıyor ve lokmayı ağzına koyduktan sonra da çiğneyip yutuyorsun. Bu yolda da azıcık kımıldanmak ve emek sarfetmek lâzımdır Sabîhacığım. Yâni bir mânâda istemeği bilmek lâzımdır. Bu kabiliyeti bu istîdâdı hazırlamaya çalış… Verecek olan Allah’tır.

Meselâ üşüyeceğini biliyor giyiniyorsun. Seni zemmederlerse bunun acısı günlerce içinde kalıyor, bir türlü unutamıyorsun. Medheder-lerse de sevinmeyi biliyor, bunun zevkini de kaç gün içinde gezdiriyorsun. Bunları da ben mi yapıyorum? Mademki sende bir kuvvet var. Onu da kendin kullan. Mademki sende tedbir, sonunu düşünme, hoşnutluk veya hoşnutsuzluk hisleri vardır, o halde cüz’î irâde de var demektir. Sen bunları sarfet. Esas cihetlere karışma, yapabileceklerini yap. Ben senden bunları istiyorum. Esas sahiptedir, sende değil.

(Ken’an Rifâî, Sohbetler, Kubbealtı Neşriyâtı, 2000, s. 266)

***

Vefakâr olmaktan konuşulurken, söz, Erenköyü’nde yaz mevsimini içinde geçirdiğimiz Doktor Suphi Neş’et Bey’in köşkünün bahçesindeki ceviz ağacına intikâl etti. Hocamız bize dâima

–  “Vefâ, Allah’ta ve Allah’ın sevgililerindedir,”

demiş ve her söylediğini işlemesine alışmış olduğumuz için bu hükmünü de hareketleri ile doğrulamak ve isbat eylemekten geri kalmadığını göstermiştir. İşte, havalar sertleşmiş ve yazlıktan Konağa nakledeli bir hayli zaman geçmiş olduğu halde, bir gün Erenköyü’ne gidip ceviz ağacını ziyaret etmek arzusunu gösteren Hocamız:

–  “O bana yazın süt annelik etti. Meyvesinden yedim. Şimdi gidip
ağacı okşamak isterim,” diyerek İstanbul’dan Kadıköyü yakasına geçip ağacı ziyaret eylemiştir.

(Ken’an Rifâî, Sohbetler, Kubbealtı Neşriyâtı, 2000, s. 451)