Bir Yaz Okulu Rüyası

 

Üsküdar Üniversitesi Tasavvuf Araştırmaları Enstitüsü 16-29 Temmuz 2018 tarihleri arasında Kerim Vakfı’nın destekleriyle tasavvuf çalışmaları konusunda yoğunlaştırılmış uluslararası bir yaz okulu düzenledi.

Yaz Okulu’nda yurt içinden ve dışından dünyaca ünlü profesörler dersler verdiler. Yurt dışından özellikle  Hz. Muhyiddin Arabî ve Hz. Mevlânâ gibi büyüklerin eserlerini İngilizceye tercüme edip yorumladığı çalışmalarıyla tanınan William C. Chittick, İslamofobi ile mücadele konusunda Amerika Birleşik Devletleri’ndeki en önemli akademisyenlerden olan Carl W. Ernst, Çin’de İslâm Düşüncesi ile İslâm ve Çin Medeniyeti konularında uzman Sachiko Murata ile Boston Üniversitesi’nden İbn Arabî uzmanı Prof. Dr. James Morris bu kapsamda yoğunlaştırılmış dersler verdiler. Ülkemizden ise Mahmud Erol Kılıç, Emine Yeniterzi, Cangüzel Güner Zülfikar ve Muhammed Bedirhan gibi konusundaki derin liyâkati herkesin mâlûmu olan Enstitümüz hocaları iştirak ettiler. Ayrıca yakın okuma grup çalışmalarında metin incelemeleri yapıldı ve halka açık paneller ile Süleymaniye Kütüphanesi ve Başbakanlık Osmanlı Arşivleri’ne gezi ve etkinlikler düzenlendi.

Yapılan işin katkısını ve kıymetini takdir edecek liyâkata sahip olmamakla birlikte, katılabildiğim akşam ve haftasonu oturumlarının bende bıraktığı izlenimleri ya da kişisel açılımlarımı -bir talebe gözlüğü ile- paylaşmayı görev kabul ediyorum.

Türünün ilk örneği olarak düzenlenmiş bu çalışma  Türkiye dışında, Almanya, ABD, Çin, Hindistan, İngiltere, İran, Japonya, Kanada, Pakistan ve Umman’dan ve çok çeşitli meslekî alanlardan gelen 102 katılımcı ile çok renkli, çok sesli ve çok fikirli bir şölen gibiydi. Dikkatli gözler için sırf bu çeşitlilik bile içerikten bağımsız olarak İslâmiyet’i okuma ve yorumlama biçimimizde kültürün belirleyiciliğini ortaya koymak açısından oldukça öğreticiydi. Nitekim profesörlerin pek çoğu İslâmiyet’i ve onun hakikatini arayan İslâm tasavvufunu anlatırken farklı toplumlarda girdiği coğrafyanın kültürüyle damıtılmasının şaşkınlık verici örneklerini sundular. Çin’de 16. yüzyılda Wang Dai Yu isimli bir müslümanın çıkarak halkı kendi dilleri ve alışkın oldukları imgeler üzerinden İslâmiyet ile yeniden tanıştırmasını ya da bir başka örnekte Endonezya’nın Java adasında yapılan maske dansının arka planda İslâmiyet’e davet yöntemi olarak kullanılmasını dinledik. Farklı kültürlerin renklerine boyanma ve çeşitliliği ortaya koyma bakımından Yaz Okulu benim açımdan âlemlerin Rabbi’nin sonsuz ve sınırsız tecellisini kabım ölçüsünde müşahade etme zevki oldu. Bugüne kadar dini hep Arap eksenli bir anlayışla yorumladığım ve bütün âlemlere rahmet olarak gönderilmiş o yüce Peygamber’in tebliğine bu açıdan ne denli sığ bir bakış açısıyla yaklaşmış olduğumla yüzleşmem için adeta bir tokat niteliğinde idi.  

Bir diğer izlenimim, katılan tüm akademisyenlerin taşıdığı ortak tavır oldu. Hepsi alanında önemli başarılara imza atmış, dünya çapında otorite sayılan bu münevverler topluluğu bilimsel merakları ve kullandıkları araştırma metodları bakımından tipik bir akademisyen profili çizmekle birlikte her birini diğer disiplinlerdeki meslektaşlarından ayıran ve akademik davranış kalıplarının dışına çıkaran ortak bir özellik dikkati çekiyordu: Aşk. Meseleleri ortaya koyarken kişisel tecrübeyi, duyguyu ve yaşadıkları aşkı ifşa etmekten çekinmeyen, açık ve hatta kimi zaman oldukça coşkun bir duygusallık, tasavvuf gibi merkezinde Hak ve Hakk’ı aramak olan bir çalışma alanının akademik şablonların kabına nasıl sığamayacağını gözler önüne seriyordu.

Büyük mutasavvıf Kenan Rifâî’nin henüz 20. yüzyılın başlarında “Tasavvuf birgün akademilerde öğretilecek” derken eğitim kurumlarını yalnızca tekkelerin ikāmesi olarak işaret ettiğini sanmamak gerekir. Türkiye’de üniversiteler bilginin üretim kaynağı bakımından merkez olma rolünü bu alanda da devam ettirmeli ve tasavvufî araştırmalar üniversitelerde yapılmalıdır ki tasavvuf diğer disiplinlerle entegrasyonu sağlayabilsin. İnsanların farklı alanlarda mesleklerini icra ederken tasavvuf gözlüğü ile bakabilmeleri ahlâk-ı Muhammedî’ye uygun bir iş ahlâkının çalışma hayatının geneline yaygınlaşması için kritik olacaktır. Bu bakımdan bu çalışma, katılımcıların farklı bakış açıları kazanma ve yeni araştırma konuları bulması açısından akademik vizyon ile uyumlu idi. Bununla birlikte tekkeler “Din nasihattir” buyuran Efendimiz’in nasihatini hâl haline geçirmek için toplumun içindeki tüm bireylere ulaşan irfan yuvaları olarak yeniden yapılanmalı ve Anadolu’nun bin yıllık kadim geleneğini yaşatan bu kurumlar toplumdaki meşrû yerini yeniden bulmalıdır. Ancak o zaman bir yanda akademik eğitime erişimi olan intelijansiyanın takacağı tasavvuf gözlüğü diğer tarafta toplumun kılcal damarlarına yayılabilecek ve günümüz Türkiyesinin her bir ferdi içinden geçmekte olduğu bu türbülanslı dönemi, değerlerdeki aşınmayı ve toplumsal ayrışmaları sonlandırabilecektir.

The following two tabs change content below.
Emine Ebru

Emine Ebru

Orta halli, sıradan bir Türk ailesinin yine orta halli, sıradan çocuğu olarak yetişmiş bu fakir. Hayatının ilk 30 yılını gayretiyle dünyada mekan kurmaya harcamış; akıllı insan olmayı, hayırlı evlat olmayı, iyi okullarda okuyup kariyer yapmayı bir de kendini çocuklarına feda eden türden anneliği en ala hayat sanmış. Dünyayı kontrol edebileceğini sanmış, edemediğini gördüğü her anda da yaygarayı basmış. Sonra bir el öpmüş ve yıllarca kurduğu kumdan kaleleri yıkılıvermiş. Bütün kavramlar, bütün renkler, iyiler kötüler birbirine karışmış BİR olmuş. Artık varlık iddiasını yok etmeye, nefsine galip gelmeye ve aklı bu sefer gönlüyle bulmaya çalışıyor. Kul olmaya çalışıyor. Her an hata yapmaya devam ediyor, edeceğini de biliyor ama en azından niyetlerini ve tevbelerini temiz tutmaya çalışıyor.
0 yorumlar

Yorumla

Yorum yapmak ister misiniz?
Gelişmemizde katkınız olsun.

Bir Yorum Yazın