Yâ Rabbim

Dünya üzerinde ne kadar roman, ne kadar ansiklopedi, ne kadar biyografi var?

Kaç yaprak eder okuyabileceğim kitaplar?

Bir insan, hayatı boyunca başını hiç kaldırmadan okusa, dünyadaki kitapların ne kadarını okuyabilir? İzlemeye, dinlemeye, öğrenmeye çalışsa tüm hayatı boyunca, var olan bilginin ne kadarını edinebilir?

Elde kalan acz ve hayret.

Bu muazzam genişlikteki bilgi kaynağı karşısında bizim çok sınırlı bir kapasitemiz var. Bu kaynağın derinlerine doğru yol almaya hadi gücümüz yetse desek, bu sefer kısacık ömrümüz, zamanımız buna yetmez. Hem belli frekanstan ötesini duyamayan, belli uzaklıktan veya yakınlıktan ötesini göremeyen yani algılama imkânı sınırlara bağlı olarak değişen beş duyumuzla edindiğimiz bilgilere de güvenemiyoruz ki. Meselâ benim gördüğüm mavinin, başkasının kırmızısı olup olmadığından nasıl emin olabilirim? Zaten var olan bilginin çok çok az bir kısmını edinebiliyorken, bir de şu beş duyumun aklıma yönlendirdiği kısıtlı bilginin elinde mahkûm olduğum gerçeği önümde duruyor. Ne duyularıma güvenebiliyorum, ne aklıma. Bir de bunun akılla kalp arasındaki bağlantıyı kurma tarafı var ki, işte orası benim için tamamen muhâl…

Ben hep “anlayamadığımdan” dolayı sıkıntı çektiğimi düşünürüm. Hatâlarımı da anlamam. Anlamayınca onları düzeltmek için elimde bir veri yok diye üzülürüm. Sanırım en çok buna üzülürüm. Ortaokul yıllarımdan beri Necip Fâzıl’ın şu dizeleri aklıma gelir durur:

“Anlamak yok çocuğum, anlar gibi olmak var.
Akıl için son tavır, saçlarını yolmak var…”

Sohbetler’i açıyorum… Efendim diyor ki: “Nasıl ki Hazret-i Mûsâ ulülazim bir peygamber olduğu hâlde, Allah’ın emriyle, ledün yani esrâr-ı ilâhî ilmini elde etmek için Hızır’a mülâkî oldu. Hızır Hazretleri, kendisiyle arkadaşlık edebilmek için hiçbir şeye îtiraz etmemesini şart koştu. Fakat mâlûm olduğu üzere Mûsâ üç defa Hızır’a îtiraz etti. Böylece de Hızır, aralarında firak gerektiğini Mûsâ’ya bildirdi.”

O koskoca Hazret-i Mûsâ iken bunları yaşadıysa, ya biz ne yapalım? Bu kadar karışık ve zor olabilir mi bu anlama/idrak etme/öğrenme işi? Hayır, olmamalı… Peki benim anlamadığım nedir?  Neyi kaçırıyorum, neyi? Yine her an unutmak üzere, cevabını biliyorum.

“Bir ânın sayısız kez çoğaltılmasının farklı görüntüleri” demişti Yazar Ali Ayçil… Bunu ne için söylediğini hatırlamıyorum. Bir edebiyat sohbetiydi, not almışım… Notlarımın arasında bu ifâdeyi okuyunca “dünya tam da bu işte” dedim. Dünya işte bu… Bir ânın sayısız kez çoğaltılmasının farklı görüntüleri… Ve çoğalan o her farklı görüntüde tek bir soru yükseliyor arkadan: “Ben sizin rabbiniz değil miyim?”

Hocam anlatırken der ya, ezel âleminde bize soruldu, her an tekrar tekrar soruluyor. “Ben sizin rabbiniz değil miyim?” hitâbı hepimize her an geliyor, diye… Bir ânın (o ânın), sayısız kez çoğaltılmasının, farklı görüntülerini yaşıyoruz. Ben sizin rabbiniz değil miyim sorusunun, bütün insanlar için her an yeniden gelişi ve o tek bir ânın hepimizde farklı farklı görülmesi değil mi şu dünya dediğimiz?

Tek soruya tek cevap: Belî, evet dedik. Rabbimizsin, bizi terbiye eden, bize öğreten sensin. Herkesten, her şeyden yalnız sen öğretirsin. Beş duyumun sınırlı algıları, beynimin dalgaları, aklımın bağlantıları gönlüme hangi bilgileri taşırsa taşısın, bilginin hangi düzeyine varırsam varayım, ne kadar çok şeyi anlarsam anlayayım, ne fark eder?.. Bana öğretenin sen olduğunu anlayamadıkça, rabbim sensin diyerek her şeyde seni fark edemedikçe, ânın içinde sana şâhit olmakla mutluluğa varamadıkça, anladıklarımın, öğrendiklerimin ne anlamı kalır? Kalmıyor işte. Her şeyde seni görmek, seni tanımak, tanıdıkça daha çok sevmek ve her an bu idrakle mutlu olabilmek için varız. İşte bunu bilmek gibisi yok…

“Bir sisli hazân kesilir rûhum eğer görmesem;
Her yerde sen, her şeyde sen, bilmem ki nasıl söylesem?”

Unutsam da, farkına varamasam da, takılıp düşsem de her an, yâ rabbim, Rabbim sensin. Sen her an yeni bir şen’de tenezzül edensin.

 

The following two tabs change content below.
Elif Hilal Doğan

Elif Hilal Doğan

1987'nin Temmuz'unda, Elazığ’da dünyaya geldim. Çocukluğum babamın görevi nedeniyle farklı yerlerde geçti. Halkla İlişkiler ve İşletme eğitimi görürken 2007’de e-ticaret sorumlusu olarak çalışmaya başladım. Bununla birlikte çeşitli kuruluşların iletişim faaliyetlerini yürüttüm. Şu anda kitap editörlüğü ve yazar danışmanlığı yaparken, eğitimime Üsküdar Üniversitesi Tasavvuf Araştırmaları Enstitüsü'nde Tasavvuf Kültürü ve Edebiyatı yüksek lisansı ile devam etmekteyim...
1 yorum
  1. R.K söyleyen:

    Ben sizin Rabbiniz değilmiyim? sorusunun, bütün insanlar için her an yeniden gelişi ve o tek bir anın hepimizde farklı, farklı görülmesi değil’mi? şu dünya dediğimiz?

    Cevapla

Yorumla

Yorum yapmak ister misiniz?
Gelişmemizde katkınız olsun.

Bir Yorum Yazın